html> YAZILAR - YAŞAM KAYNAĞIMIZ - Blogcu




YAŞAM KAYNAĞIMIZ

Ana Sayfa Profilim Arşiv

Hakkımda

ENESDEN KUCAK DOLUSU SEVGİLER


Kategorilerim



Yazılarım

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN ENESİM
BEBEKLERDE REFLÜ
ÇOCUKLUK ÇAĞINDA ALERJİ
ANAFİLAKSİ
ANJİYO ÖDEM


Arkadaslarım

melisoztas
batincemalzytn
zeynepnisam


Bağlantılarım

* annelerinpenceresinden


Zıyaretcılerım





Bannerim




Dost sıteler

melisoztas.blogcu.com
yasamdanhersey.blogcu.com


Eglence










DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN ENESİM




ENESİM, BEBEĞİM, HERŞEYİM,UMUDUM,CANIMIN İÇİ

Annecim,badem gözlüm hoşgeldin dünyamıza.iyiki doğdun bebeğim.hayatımıza girerek bize tarif edilmez bir duygu ve sevgi yaşattın.senle hayatımız daha bir anlam kazandı,evimize ışık geldi,neşe geldi.senle hayata daha bir umutla bakar olduk.yaşamımız senle daha değerli oldu.sen tarif edilmez öyle güzel bir sevgisinki , senin yüzüne bakınca, bize anne baba deyince,güzel gözlerinle gülünce bütün kederlerimizi üzüntülerimizi unuttuk.
Sen rabbimin bize nasip ettiği en büyük nimetsin. Şükürler olsun rabbime seni bize verdiği için. Annecim herşeyinle bize bu güzel mutluluğu yaşattığın için sanada teşekür ediyorum. Yüce rabbim o güzel yüzünden o güzel gülüşünü,neşeni,sevgini eksik etmesin. bir ömür boyu inşallah bütün güzellikler mutluluklar, sevgiler peşini bırakmaz. rabbim seni başımızdan eksik etmesin. Seni bize bizide sana bağışlasın.
Annecim sana, benle babanla ve bütün sevdiklerinle sağlıklı,mutlu nice nice yıllar diliyorum.SENİ ÇOK SEVİYORUZ BİTANEM
BADEM GÖZLÜM DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN

  * 
Kutlu olsun doğum günün, kötülükler uzak olsun
Mutlu ol ömrünce, üzülmeler sana yasak olsun
Kalbin kırılmasında, üzerinde kir pasak olsun
Sen üzülme sakın, üzülmelerim sana feda olsun

İyiki doğdun, iyiki vermiş yaradan seni bizlere
Yıldırım gibi çaktın, güneş gibi açtın üstümüze
Söz oldun, mani oldun, saz oldun bestemize
Kutlu olsun doğum günün,nice mutlu senelere

*
Dünyada eşsiz bir güzellik varsa o da kalbindedir. Hayatının bundan sonrası kalbinin güzelliği gibi geçsin. İyi ki varsın ve iyi ki doğdun bebeğim

Tarih: 10:49, 24/10/2008 Kategori: YAZILAR
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

ÇOCUK PSİKOLOJİSİ


Son yıllarda çocuk psikolojisi ebeveynler tarafından önemsenmeye başlasa da halen bir psikoloğa gitmek bir çok insan için, tabu olma özelliğini halen koruyor. Anne-babalar çocuklarını psikoloğa götürmek için defalarca düşünüyor, sorunları çözmek için çeşitli yöntemleri deniyor ve en son çare olarak bir psikoloğa başvuruyor. Psikoloğa gitmeye karar verene kadar sorun iyice ilerliyor, bu da çözüme ulaşmayı güçleştiriyor. Pek çok aile, ilkokuldan itibaren çocuklarının eğitimi için ciddi bir bütçe ayırıyor, oysa çocuklar için yapılacak yatırımın en büyüğü ilk 6 yılda yapılmalı, çünkü kişilik gelişiminin yüzde yetmişbeşi okul öncesi dönemde tamamlanıyor. Bu dönemlerden sonra çocuğunuzu daha iyi koşullarda yaşatabilirsiniz, ama daha sağlıklı ve mutlu, daha güvenli ve sosyal, daha zeki ve kendini geliştiren bir insan olmasına katkınız çok azalır.
Hangi durumlarda psikoloğa gidilmeli?
Aileler psikologlara çocuklarıyla ilgili aşağıdaki durumlar için başvurabilir.
· Gelişim kontrolü için
· Davranış ve uyum bozuklukları, hastalıkların tedavisi, sakatlıklar için
· Aile ile ilgili sorunlar ve yaşam değişiklikleri için
· Psikolojiyle ilgili sorulara yanıt için
Gelişim kontrolü
Psikoloğa gitmek için çocukların herhangi bir sorun yaşamasını veya bir hastalık, davranış bozukluğu geliştirmesini beklemek yanlıştır. 0-6 yaş döneminde çocukları, gelişim kontrolü yaptırmak için düzenli aralıklarla bir uzmana götürmek gerekir. Gelişim kontrolü seanslarına psikoloğun da onayıyla, anne-babalar, çocuk bakıcıları veya çocukla ilişkide olan diğer aile büyükleri de katılabilir. Gelişim kontrolleri sayesinde anne-babaların edinecekleri bilgiler aşağıdaki gibidir;
· Çocuğunuzun gelişiminin normal olup olmadığını öğrenirsiniz. Gelişim kontrolü seanslarında çocukların gelişimleri 5 grupta incelenir; fiziksel, hareket, dil, sosyal-duygusal, zeka gelişimi.
· Geriden gelen gelişim alanlarını ve bu alanları desteklemek için yapmanız gerekenleri öğrenmiş olursunuz. Psikoloğunuz size bu alanı geliştirmenizi sağlayacak egzersizler, oyun ve oyuncaklar önerecektir. Örneğin, siz çocuğunuzun konuşma problemi olduğunu ancak 18. ayda farkedebilirsiniz, ancak bir psikolog bunu 8-10 aylar arası farkedip, dil gelişimini destekleyici egzersizlere ağırlık vermenizi sağlayabilir. Bu şekilde sorunlar çıkmadan önleyebilirsiniz.
· Çocuğunuzun gelişimini desteklemek için neler yapabileceğinizi öğrenirsiniz.
· Çocuğunuzun zayıf ve güçlü yönlerini, eğilimlerini ve bunları geliştirme yollarını öğrenirsiniz.
· Çocuğunuzla sağlıklı iletişim kurmayı öğrenirsiniz.
· Farkına varmadan yaptığınız hataları görme ve düzeltme olanağı bulursunuz.
· Çocuğunuzla oyun oynamayı ve ona herhangi bir şeyi doğru yöntemlerle öğretmeyi öğrenirsiniz.
· Spor, sanat veya bilimin herhangi bir dalına çocuğunuzu sağlıklı bir şekilde yönlendirmeyi öğrenirsiniz.
· Yaşına göre hangi oyun ve oyuncakları tercih etmeniz gerektiğini öğrenirsiniz.
· Çocuğunuzun içinde bulunduğu dönemle ilgili gerekli bilgileri ve bu dönemlerde dikkat etmeniz gereken konuları öğrenirisiniz. Örneğin; 8 ay civarı yabancılardan korkma, 12 ay civarı özgürlüğünü ilan etme, 18 ay civarı tuvalet eğitimine hazırlık vb.
· Ortaya çıkabilecek olası uyum ve davranış bozuklukları ve hastalıkları hızla teşhis edebilme, önlem alabilme ve tedaviye başlayabilme olanağı bulursunuz.
Gelişim kontrollerine başlamak için en ideal dönem 6-8 aylar arasıdır. Psikologlar gelişim kontrollerini farklı periyotlarla yapabilirler. Çocuğun gelişimine göre seanslar daha sık yapılabilir. Ancak gelişimi normal çocuklar için genellikle aşağıdaki program yeterli olmaktadır.
6 - 36 ay arası 2 ayda bir görüşme
3 yaş - 6 yaş arası 4 ayda bir görüşme
Davranış ve uyum bozuklukları, hastalıklar, sakatlıklar
Aileler, yaygın gelişimsel bozukluklar, cinsiyet anomalileri ve kromozomal bozukluklar için psikologlara başvurabilir. Örneğin, otizm, hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı, down-sendromu, zeka geriliği, konuşma bozuklukları, öğrenme güçlükleri gibi hastalıkların tedavisinde psikologlardan yardım alınabilinir. Bu hastalıklarda tıbbi tedavi gerekliyse, psikologlar destek tedavi programlarını yürütürler. Bunun dışında bu hastalıkların tanısının konamadığı durumlar olabilir, ancak çocuğun hastalığa eğilimi vardır; bu durumlarda tıbbi tedavi uygulanamaz ama bir psikologla düzenli çalışarak, egzersiz yapılarak sorunu tamamen çözmek veya sorunun ilerlemesini engellemek mümkün olabilir.
Kaza sonucu ve doğuştan olan sakatlıklarda da, tıbbi tedavilerin yanı sıra, psikolojik destek almak hem tedaviye uyumu artırır, hem de çocuğun ve ailenin sorunla başaçıkmasını kolaylaştırır. Bu tür sakatlıklara örnek olarak, körlük, sağır ve dilsizlik, ortopedik sakatlıklar, ağır konuşma bozuklukları vb. Verilebilinir.
Uyum sorunları ve davranış bozukluklarının tedavisinde çoğunlukla psikolojik yardım tek başına yeterli olmaktadır. Bu sorunlar çok yaygındır ve bir çok aile bunları yardım almayı gerektirir bir sorun olarak görmez. Anne-babalar genellikle, bu tip sorunların kendiliğinden geçmesini bekler veya sorunu gidermek için o kadar sağlıksız yöntemler dener ki, sorun yer değiştirerek başka bir forma girer veya büyüyerek çözülemez hale gelir. Uyum ve davranış bozukluklarına örnek olarak aşağıdaki sorunları sıralayabiliriz;
- Gece korkuları
- Fobiler
- Kaygı bozukluğu
- Parmak emme (bebeklik dışında)
- Tırnak yeme
- Öfke ve saldırganlık
- Altını ıslatma
- Dışkı kaçırma veya tutma
- Kekemelik
- Tikler
- Yalan söyleme
- Çalma
- Kardeş kıskançlığı
- Cinsel sorunlar ve mastürbasyon
- Yeme bozuklukları
- Uyku bozuklukları
- İçe kapanıklık
- Aşırı inatçılık
Ailelerin bu sorunları çözmede yaptıkları en büyük yanlışlardan biri sorunu ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Oysa, soruna yol açan sebebi ortadan kaldırmak gerekir. Yoksa sorun ya büyüyerek veya yeni bir sorun olarak bir süre sonra yeniden ortaya çıkar. Örneğin tırnağını yiyen bir çocuğu baskı yoluyla veya çeşitli cezalarla bu alışkanlığından vazgeçirebilirsiniz, ancak tırnak yeme alışkanlığına yol açan duygusal sebepler ortadan kalkmadıkça sorun tekrarlar veya çocuk altına kaçırma vb. Gibi yeni bir sorun geliştirir.
Aile ile ilgili sorunlar ve yaşam değişiklikleri
Boşanma, aile bireylerinden birinin ölümü, bakıcının değiştirilmesi, şehir veya ev değişikliği, okula başlama, kreşe başlama, kardeş doğumu ve annenin işe başlaması gibi yaşam değişiklikleri çocuklar için önemli duygusal sorunlara yol açabiliyor. Yetişkinler gibi, çocuklar da bu tip değişimlerden farklı düzeylerde etkilenebiliyorlar. Bu değişimlerden önce psikoloğa başvurarak çocukların bu değişime hazır olup olmadıklarıno öğremekde ve hazır değillerse bu olayların çocuklara nasıl anlatılabileceği konusunda danışmakta yarar vardır. Özellikle boşanma ve kardeş doğumu konularında mutlaka birkaç seanslık danışmanlık alınması gerekir; birçok çocuk bu değişimlerden çok etkilenmektedir.
Psikolojiyle ilgili sorulara yanıt
Aileler çocuklarının psikolojilerine zarar vermeden bazı basit sorunları çözebilmek için de psikologlara başvurabilirler. Bu sorunların bir kısmı basit önerilerle giderilebilir. Sağlıksız yöntemlerle çözüldüğünde ise yukarıda sayılan uyum bozukluklarına veya duygusal sorunlara yol açabilir. Sorunların hepsinin çocukluk çağlarında ortaya çıkmadığını, çocukluk dönemlerinde yaşanan olayların ve sağlıksız eğitim yöntemlerinin ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde ortaya çıkan sorunlara zemin hazırladığını da unutmamak gerekir. Ailelerin yanıtlarını merak ettiği sorulara aşağıdaki örnekler verilebilir;
- Çocuğumu kreşe hangi yaşta göndermeliyim?
- Başını duvara vuruyor, nasıl engel olabilirim?
- Yüzümüze vuruyor, bu davranışından nasıl vazgeçirebilirim?
- Çok inatçı, her dediği yapılsın istiyor, ne yapabilirim?
- Yatağını ne zaman ayırmalıyım?
- Bana çok düşkün, onu kendimden nasıl uzak tutabilirim?
- Ders çalışmayı sevmiyor, nasıl ders çalışmasını sağlayabilirim?
- Okula gitmek istemiyor, ne yapmalıyım?
- Kardeşine vurmasını nasıl engellerim?
Psikologlarla ilgili yanlış bilgiler
Psikologların herkese uygulanabilen hazır reçeteleri vardır.
Psikologların sihirli değnekleri vardır; bir seansta sorunları ortadan kaldırırlar.
Psikologlara herşeyi anlatmaya gerkek yoktur, ailelerin sırlarını paylaşmaları gerekmez.
Psikolağa gitmek için hastalık geliştirmek gerekir.
Psikologlara sadece tedavi amacıyla gidilir, bir sorun yoksa ve herşey yolundaysa gidilmez.
Psikologlara danışmanlık ve kontrol amacıyla gidilmez.
Psikologlar sizin farkedemediğinizi farkedemez; sizin çocuğunuzu sizden daha iyi tanıyamaz

Tarih: 14:51, 15/10/2008 Kategori: YAZILAR
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

ÇOCUKLARDA NÖROLOJİK GELİŞİM



ÇOCUKLARDA NÖROLOJİK GELİŞİM

Büyüme ve gelişmenin seyrindeki sapmalar, ciddi tıbbi bozuklukların önemli göstergeleri olabilir. Anne babalar bir sorundan kuşkulanmadıkları zaman bile, sıklıkla birşeylerin yanlış olduğunu gösteren ilk ip uçlarını verirler. Her sağlam çocuk izlenmesinde doğru boy ve ağırlık ölçümleri yanı sıra yaşamın ilk yılında her muayenede baş çevresi ölçümleri yapılmalıdır. Düzenli ve birbirlerini izleyen ölçümler tek ölçümlerden çok daha yaralıdır, çünkü belirli bir çocukta saptanan değerler normal sınırlar içinde olsa bile çocuğun kendine özgü büyüme grafiğinden sapmalar belirlenebilir.
Çocukların boy, tartı ve baş çevresi değerlerinin izlenmesiyle büyüme değerlendirilirken, sosyal davranışların ve nörolojik ( sinir sistemi ile ilgili ) değişikliklerin takibi, normal gelişme sürecinden sapmaları çok geç olmadan tespit etmek için yararlıdır. Buna göre, büyüyen çocuğun değişik yaşlarda sergilediği kimi davranış ve becerilerin yaşa uygunluğu değerlendirilerek, normalden sapmalar varsa daha ileri araştırmalar yapmak için harekete geçilmelidir.
Aynı yaştaki çocukların tartı ve boy değerleri tıpatıp aynı olamayacağı gibi, aynı nörolojik gelişim özelliklerini sergilemezler. Bu nedenle yaşa uygun beceriler değerlendirilirken, her bir çocuğun istenen tüm hareketleri yapması beklenmez.

1. Ay
Oturur durumdayken başını arasıra dik tutar. Yüzükoyun yatırıldığında başını kaldırabilir. Seslere tepki gösterir.

2. Ay
Oturtulunca başını dik tutabilir. Yüzükoyun yatırılınca hem başını hem de omuzlarını kaldırabilir. Hareket eden cisimleri gözleriyle izleyebilir. Annesinin kendisiyle konuşmasına gülümser ve ses çıkararak yanıt verir.

3. Ay
Yüzükoyun yatırıldığında kollarına dayanarak doğrulabilir. Hareket eden cisimleri başını çevirerek izler. Eline verilen çıngırakla oynayabilir, ancak düşürürse alamaz. "A-gu" sesleri çıkarabilir.

4. Ay
Elleriyle oynar. Elleriyle nesnelere uzanır, ancak yakalayamaz. Eline verilen kalemi tutabilir. Çağrılınca dönüp sesin geldiği yöne bakar. Kahkaha ile güler.

5. Ay
Yattığı yerde yuvarlanıp ters döner, oturtulurken sağa sola sallanır. Eliyle uzandığı nesneleri yakalar. Ayağını ağzına götürebilir. Aynada kendisini görünce güler, sevinir.

6. Ay Destekle oturabilir. Eline verilen kaşıkla masaya vurur. Sevdiği ve sevmediği yiyeceklere tepki gösterir. Yabancıları ayırt edebilir. "Cee !" yaparak oynar.

7. Ay
İki elinde de birer nesne tutabilir. Nesneleri bir elinden diğerine aktarabilir. Verilen herşeyi ağzına götürür. Kendi kendine bisküvi yiyebilir. Aynadaki görüntüsünü tutmak ister.

8. Ay
Kısa bir süre desteksiz oturabilir. Eşyaları yere atarak oynar. İki heceli sözcükler söyleyebilir.

9. Ay
Uzun süre yalnız başına oturabilir. Bir yere tutnarak ayakta durabilir. Baş parmak ve işaret parmağı arasında küçük bir nesneyi tutabilir. "Anne, baba" gibi iki sözcük söyleyebilir.

10. Ay
Yatarken kendi kendine oturur duruma geçebilir. Yardımsız ayağa kalkabilir. El çırpar el sallar. Giyidirilirken yardımcı olur. Bardaktan su içebilir. İşittiği sözleri yinelemeye çalışır.

11. Ay
Çeşitli nesneleri kaplar içine koyabilir. Basit emirleri anlamaya başlar.

12. Ay
Elinden tutulunca yürüyebilir. Çevresindekileri güldüren davranışlarını tekrarlar. Kitaplardaki resimlere ilgi gösterir. İstenince öper.

13. Ay
Kalemle çizgi çizebilir. Bir elinde iki ayrı nesne tutabilir.

15. Ay
Yardımsız yürüyebilir. Elinden tutulduğunda merdiven çıkabilir. İki küpü üst üste koyabilir. Ayakkabılarını çıkarabilir. 6-7 sözcük söyleyebilir.

18. Ay
Sendeleyerek koşar. Kendi kendine sandalyeye çıkarak oturabilir. Üç küpü üst üste koyabilir. Kaşık kullanabilir. Bir kitabın sayfalarını karıştırabilir. 8-10 sözcük söyleyebilir. Kakasını söylemeye başlar.

21. Ay
Kendi kendine merdiven çıkabilir, elinden tutulduğunda inebilir. 5-6 küpü üst üste koyabilir. Bedeninin çeşitli parçalarını göstebilir. İki sözcüklü tümceler kurabilir.

2 Yaş
Kendi kendine merdiven inebilir. Topu atabilir, tekme vurabilir. 7-8 küpü üst üste koyabilir. Çorap ve ayakkabılarını giyebilir. Çişini haber vermeye başlar.

2,5 Yaş
Ayaklarını birer birer kullanarak merdiven inip çıkabilir. 9 küp üst üste koyar. Kapalı şekil çizer.

3 Yaş
Üç tekerlekli bisiklete biner. Daire şeklini kopya eder. Yaşını ve cinsini bilir.

5 Yaş
Sek sek oynar. Üçgen çizer, dört renk bilir. Ona kadar sayar. Giyinip soyunur. Çoğul ifadeler kullanabilir. 6 kısımlı adam çizer.

Tarih: 14:49, 15/10/2008 Kategori: YAZILAR
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

OKUL ÖNCESİ DÖNEMİ (3-6 YAŞ DÖNEMİ)



OKUL ÖNCESİ DÖNEMİ (3-6 YAŞ)

Üç yaşından itibaren oyun çağına giren çocuk, motor becerilerinin gelişmesiyle çevre üzerinde egemenlik kurmakta ve bunu giderek genişletmektedir. Sayı sayma, şarkı şiir öğrenme ve çevresindeki dünya hakkında sorular sorma gibi alanlarda dil ve zihinsel yetenekleri ilerlemektedir. Üç yaşındaki bir çocuk artık çevresinde kendisinden bağımsız bir dünyanın varlığını ve kendisinin de o dünya içinde bir birey olduğunu kabul etmiştir.

3 yaşındaki çocuk koşarken ve büyük oyuncakları itip çekerken önüne çıkan engelleri aşabilir, üç tekerlekli bisiklete binebilir. Kendi giysilerini kısmen giyebilir. 3 yaşındaki çocuğun bildiği kelime sayısı 1000'e ulaşır. Uyku ve temizlik alışkanlıkları büyük ölçüde kazanılmıştır. Mükemmele yakın bir şekilde kendi kendilerine yemek yemeyi başarabilirler. Çocuğun sfinkter kaslarını kontrol etmeyi başarabildiği 2 yaşlarından sonra başlatılan tuvalet eğitimi 3. -4. yaşlarda artık sonuç vermeye başlamıştır. Bu yaş grubu çocuklar son derece ben-merkezcildirler ve çoğunlukla kendi başlarına oynarlar. Konuşma ve cümleler 3 yaş çocuğunda dilbilgisine daha uygun hale gelmiştir. Artık aralarında neden-sonuç ilişkisi bulunan düşünceler, bileşik önermeler alarak tek bir cümlede ifade edilmeye başlar, ancak konuşurken başkalarının görüş açısını dikkate almaz. Dil, hareket ve toplumsal gelişim yönünden, büyük ilerleme gösteren 3 yaş çocuğu zengin bir hayal gücüne sahiptir ve bunlar gerçek olaylar, gerçek kişilermiş gibi davranır. Yetişkinlerin giysilerini giymekten, onların davranışlarını taklit etmekten, ev işlerine yardım etmekten, büyüklerin çeşitli davranışlarını yinelemekten zevk alır. Ayrıntıya girmeyen küçük kısa hikayelerden hoşlanır.

4 yaş çocuğu isteklerinin anında yerine getirilmemesini anlayışla karşılamayı öğrenmeye başlar. O artık kendi dışındaki dünyanın kuralları olduğunu ve başkalarının hak ve istekleri olduğunu görür ve beklemeyi öğrenir. 4 yaşında, üç yaşına göre daha sakin, daha uyumlu ve hareketlerini daha kolay kontrol edebilecek durumdadır. Bu dönemde çocuk kendisiyle oynayacak bir ya da iki arkadaşını seçmeye başlar. Oyun arkadaşları ilkokula başlayana kadar her iki cinsten de olabilmektedir. Rahatça koşmayı, zıplamayı, elini ve parmaklarını kullanmayı başarabilir. Kağıt, kalem, fırça ve boyalar bir önceki yaşından daha ustalıkla kullanılmaya başlanmıştır. Çevresini tanıma çabası içinde olduğundan sürekli sorular sorar ve açıklamaları dikkatle izler. Yetişkinlerle olumlu ilişkilerini sürdürürken kendi yaşıtı olan çocuklarla daha uzun süre birlikte olmaya başlar. Dört yaş çocuğu son derece açık sözlüdür, düşünceleri somuttur.

5 yaş: Bu dönemde çocuk daha bilgili ve olgun bir birey görünümündedir. Çevresine karşı dostça bir yaklaşım içindedir. Çocuk çevresine ait yeni keşiflerde bulunur, yetişkin desteğine daha az ihtiyaç duyar. Kaslarının kontrolü gelişmiştir. Düzenli cümlelerle insanlarla olan kişisel ve sosyal ilişkileri artmıştır. Hep konuşmak ister. Yetişkinler gibi uzun cümleler kurmaya çalışır. Olayları ve masalların sırasını bozmadan anlatır. Oyunlarında genellikle yetişkinin ciddi uğraşlarını konu alır, oyunlarda öğretmen, otobüs şoförü, anne-baba, doktor olur. Ev, el işlerine de ilgili olduğundan tamamlayabileceği görevler verilmeli ve böylece sorumluluk duygusunun gelişmesi desteklenmelidir. Grup oyunlarında beraberlik daha uzundur, grup üyeleri kuralları birlikte koyarlar. Genellikle canlı, neşeli ve hareketli bir görünüm içindedir. Kısaca 5 yaşındaki çocukta, motor dengenin, düşüncenin, bireysel-toplumsal ilişkilerin (benlik kavramının); evde okulda ve toplum içinde uyumun daha belirgin olduğu görülür.

6 Yaş. Son çocukluk döneminde çocuk, motor ve dil gelişimi açısından büyük aşamalar kaydetmiş ve dengenin gelişmesi sonucu hızlı yürüyebilen, futbol oynayabilen, el-göz koordinasyonunun gelişmesi sonucu eki eli de bağımsız kullanabilen bir birey haline gelmiştir. Altı yaş çocuğu değişmekte olan bir çocuktur. Anneler çocuklarındaki bu ani değişiklikleri " Bu çocuğa ne oldu? Bilmiyorum, çok değişti" şeklindeki sözcükleriyle dile getirirler. Daha tembel ve kararsız bir görünümdedirler. Altı yaş çocuğunun ince motoru oldukça gelişmiştir. El işlerinde daha beceriklidirler. Kesip yapıştırır, boyama yapar, resim yapar, tüm araç ve gereçleri iyi kullanır. Oyunlarda ve ilgi alanlarında kız ve erkek çocukları arasında farklılıklar gözlenir. Bir çok hayali role girerler. Grup oyunlarından çok hoşlanırlar. Bazı sorumluluklar yüklenir, söylenenleri dikkatle dinlerler. Kendisiyle gerçek nitelikte eğitim uygulamaları yapılacak bir çağa gelmiştir.

Oyun:

Okul öncesi çağdaki çocuğun temel uğraşı, öğrenme için kullanılan başlıca yoldur. Oyun, çocuğun sosyalleşmesini sağlar, duygularını ifade edebilmesi ve büyümesini yansıtabilmesi için en uygun yoldur. Çocuğa alınacak oyuncaklar pahalı bebek ve elektronik oyuncaklar değil, çocuğun güvenle ve çok amaçlı olarak kullanabileceği biçimde seçilmel

Tarih: 14:48, 15/10/2008 Kategori: YAZILAR
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

ÇOCUK GELİŞİMİ


Büyüme" yapısal bir artışı dile getirir. Bedende gerçekleşen sayısal değişiklikleri içerir (kilo, boy artışı gibi). Çocuk, sadece fiziksel olarak büyümekle kalmaz, aynı zamanda beyniyle, iç organlarının yapı ve büyüklüklerinde de değişmeler olur.

Beynin gelişimi sonucu, çocukta giderek artan bir öğrenme, anımsama ve yargılama yeteneği oluşur. Böylece fiziksel büyümeye koşut olarak, çocuk zihinsel olarak da gelişir.
Buna karşılık, "Gelişme" değişikliklerin niceliği yanında niteliğini de içermektedir. Gelişme kavramı, düzenli, uyumlu ve sürekli bir ilerlemeyi dile getirmektedir.
Gelişimin beş temel özelliği vardır: Gelişim;
1. Dinamik bir olgudur.
2. Genetik bireyselliğin bir sonucudur.
3. Giderek artan bir bireyselleşme sürecidir.
4. Ardarda giden, düzenli ve dengeli bir süreçtir.

Yapılan gözlem ve çalışmalar, belli gelişim dönemlerinde çocuklarda ortak olan eğilim ve davranış kalıplarının bulunduğunu ortaya koymaktadır. Gelişim süreci;
* Motor Gelişim,
* Bilişsel (Zihinsel) Gelişim,
* Dil Gelişimi,
* Duygusal ve Sosyal Gelişim alanlarında , gelişim hızları yaşa bağlı olarak değişir.

1- BEBEKLİK DÖNEMİ (0-2 YAŞ)

Çocuğun eğitimi açısından 0-2 aylık dönemin önemi büyüktür, çünkü gelişimin tüm yüzlerine ilişkin temeller bu dönemde atılır.

1. a. MOTOR GELİŞİM

Motor becerilerinde baştan aşağıya ve bedenin merkezinden dışa doğru bir gelişim seyri görülür.

1. Refleksler: Bebekler geniş refleksler topluluğuyla dünyaya gelirler. Emmeye başlama refleksi, arama refleksi, yutma refleksi, moro refleksi, babinksi refleksi, yakalama refleksi, adım atma refleksi bunlardan bazılarıdır. Bu reflekslerden çoğu doğumdan sonraki 3-5 ay içinde azalarak geçmektedir.

2. Motor Yeteneklerin Gelişimi: Yeni doğanın hareket yetenekleri fazla etkileyici değildir. Çocuğun ilk kazandığı yeteneğin başını kaldırmak olduğu, bunun ardından el ve kollarını kullanabildiği, nihayet ayak ve bacaklarını kullanmaya başladığı görülmüştür.


0 ay - Fötal duruşunu sürdürür.
1. ay - Çenesini kaldırabilir.
2. ay - Göğsünü kaldırabilir.
3. ay - Başarısız uzanmalarda bulunur.
4. ay - Destekle oturur.
5. ay - Kucağa oturup nesneleri yakalar.
6. ay - Mama sandalyesinde oturup sallanan nesneleri yakalar.
7. ay - Kendi başına oturabilir.
8. ay - Yardımla ayağa kalkabilir.
9. ay - Sandalyeye tutunarak ayakta durabilir.
10. ay - Emekler.
11. ay - Eli tutulduğunda yürüyebilir.
12. ay - Bir eşyayı tutup kendini çekerek ayağa kalkabilir.
13. ay - Dört ayak üzerinde merdiven çıkabilir.
14. ay - Kendi başına ayakta durabilir.
15. ay - Kendi başına yürüyebilir.

El yakalama becerisinde; 6 aylık bebek nesneyi tüm eliyle yakalamaya çalışır, 9 ay civarında yakalama davranışı tüm parmaklar tarafından yürütülür ve 2 yaşında sadece başparmak ve işaretparmağı ile küçük nesneleri yakalar.

1.1b ALGISAL GELİŞİM

Görme keskinliği; doğumdan hemen sonra parlaklıktaki değişime duyarlıdırlar ve bu duyarlılık ilk iki ay içersinde hızla gelişir. Yeni doğan bebekler 19 cm. uzaklıktaki nesneleri net görebilirler. Dört aylıkken normal bir yetişkin gibi görebilirler.

Şekil algısı; 5-7 hafta arasındaki bebeklerin daha çok gözlere baktığı belirlenmiştir. Bu nedenle, bebekle sağlanan göz teması, bebekle bakıcısı arasında sosyal bağın gelişmesinde önemli rol oynar.
Algısal değişmezlik; iki aylık bebeklerin şeklin değişmezliğinin algısına, 4 aylık bebeklerin ise rengin değişmezlik algısına ulaşmış oldukları gösterilmiştir.

Derinlik algısının; bebeklerde 1. 5-2 ay sonra geliştiği düşünülmektedir. Nesne kavramı; nesnenin sürekliliğine ilişkin ilk kanıt iki ay dolaylarında kendini gösterir. Bebeğe gösterilen oyuncak saklanınca şaşırdığı görülür. Ancak arama davranışı 6 ay dolaylarında görülür. Tamamen görüş alanından çıkan nesnenin aranması ise 8-12 aylar arasında gelişir. İşitme duyusu; yeni doğmuş bebeklerin yetişkinlere yakın bir keskinlikle duyabildikleri gösterilmiştir.

Konuşma algısında; çok küçük bebekler konuşma seslerini algılayabilir ve konuşucuları çok erkenden ayırt edebilirler. Gerçekten de bebekler anne babalarının yüzlerini daha henüz tanımadan önce, onları seslerinden ayırt edebilir gibidirler.
Koku ve tat alma duyuları; yeni doğmuş bebekler kokuları ayırt edebilirler, ancak koku duyusu 6 yaşına kadar tamamlanır. Yeni doğmuş bebekler hem tatlı, ekşi ve biberli gibi tatlara duyarlıdırlar hem de aralarında ayırım yapabilirler.

1. c. SOSYAL VE DUYGUSAL GELİŞİM

Sosyal ilişkilerin tartışılmasında temel kavram "ATTACHMENT-BAĞLILIK"dır. "Bağ" kavramı, iki kişi arasındaki duygusal bir zincir olarak açıklanır. Anne-baba ile çocuk arasındaki bağın oluşum sürecinde iki adım vardır:

Birinci adım: İlk bağlar (anneler açısından). - Annelerin çocuğuna karşı duyduğu bağın oluşumunda kritik bir dönemin varlığı ileri sürülmektedir ki bu da doğumdan hemen sonraki dönemdir. Bu dönemde bebeklerini kucaklarına alarak seven annelerin, çocuklarına daha kuvvetli bağlarla bağlandıkları belirlenmiştir.

İkinci adım: Bağların kaynaşması. - İlk hafta ve aylarda anne-baba ile bebek arasında karşılıklı olarak birbirlerine kenetlenme, bağlanma şeklinde davranış örüntüleri gözlenir. Gerçek bir bağın oluşması için zamana ve denemelere ihtiyaç vardır. Bu süreç sakin bir şekilde yürüdükçe ve anne-baba çocuklarının ihtiyaçlarını sezmeye başladıkça, anne-babalık görevi daha doyumlu olmaya başlar ve bebeklerine olan bağları kuvvetlenir.

Babaların çocuklarına olan bağlarının annelere benzediği, fakat doğumdan birkaç ay sonra, babaların annelerden farklı bir rol üstlendikleri araştırmalarda saptanmıştır. Annelerin çocukların bakımını üstlendikleri gibi, onlarla daha fazla konuştukları, daha fazla kucaklarına aldıkları, daha fazla şefkat gösterdikleri ve daha sakin bir etkileşime girdikleri görülmüş; Babaların ise daha çok çocuklarıyla fiziksel boğuşma davranışına girdikleri ve daha çok oyun oynadıkları gözlenmiş, bunun da bebekle etkileşim örüntüsünde pek etkili olmadığı bulunmuştur.

Bebeğin anne-babasına olan bağlarının gelişimi:

Bağlanma Öncesi. İlk 3-4 ay süresince bebek kişilere ayırım yapmadan tepkide bulunur.

3. Faz. 3-5 ay arasında ise bebek yüzler arasında ayırım yapar ve aşina olduğu kişi bebeği daha kolay sakinleştirir.

4. Faz. 6-7, 11-12 ayları arasında bebek genellikle tek bir kişiye bağlanır, bu da genellikle annedir. 6-8 aylar arasında bağlandığı kişiye karşı ayrılma endişesi başlar. 8-12 aylar arasındaki bebeğin yabancılardan korkma davranışı, yine bu bağı kanıtlayıcı bir tepkidir.

5. Faz. 2-3 yaşlarına doğru konuşmaya ve yürümeye başladıkça, yetişkinin muhakkak yanında olmasını istemez ve çevreyle temasını arttırır.

Annenin tepkilerinin çocuklarıyla olan etkileşime etkisi: Annenin güven duygusu; Güvensiz anneler genellikle ya sık sık çocuklarına bakma ve eğitme biçimlerini değiştirirler ya da hiçbir esneklik göstermeden belirli bir rutin içinde hareket ederler, çünkü bu rutin kendilerinin sahip olmadıkları güven duygusunu sağlar. Bu tür tutumlar ise çocuklarda güvensizliğe neden olur.

Annenin bebeğinin özelliklerini ve gereksinimlerini algılama derecesi; Anneleri ile uyumlu etkileşim içinde olan bebeklerin çevrelerine karşı daha ilgili ve daha az ürkek oldukları, bebeğine daha fazla tepki veren annelerde bebeklerin istekleri kolaylıkla yerine getirme olasılıklarının daha fazla olduğu görülmüştür. Anneleri ile olumlu sosyal ilişki içinde olan bebeklerin çevrelerini ve yeni nesneleri keşfetmeye daha açık oldukları belirlenmiştir. Ancak annenin tepki dozunu kaçırıp, çocuğun en hafif sızıldanmalarına gereğinden fazla duyarlı olup tepkide bulunması da anne ile çocuk arasında sembiyotik bağın gelişmesine neden olur ki, bu da çocuğun bağımsız bir kişilik geliştirmesini engeller.

Annelerin bebeklerinin faaliyetlerine tepki şekli; Annenin tepkilerinin bebeğin davranışıyla uyumlu olması halinde, bebek neden sonuç ilişkisini daha kolay sezecek, bebeğin zeka gelişimi olumlu bir şekilde etkilenecek ve çevre üzerinde etkili olabileceği konusunda olumlu bir beklenti içine girebilecektir. Annelerin bebeklerinin olumlu ve olumsuz davranışlarına gösterdikleri tepki şekilleri bebeklerin çevreye karşı uyumu açısından önemlidir. Annelerin iletişim biçimlerinin bebeklerin zihinsel gelişimine etkisi; Doğumdan on yaşına kadar süren dönem içinde yapılan bir araştırmada duyarlı ve tepki veren annelerin çocuklarının on yaşındaki zeka bölümleri, duyarsız ve tepkisiz annelerin aynı yaştaki çocuklarının zeka bölümlerinden daha yüksek bulunmuştur.

Yaşamın ilk aylarında bebek kendini diğer bireylerden ayıramaz, kendisini annesinin bedeninin bir uzantısı olarak algılar. Bazı deneyler çocukların çoğunluğunun 21 ile 24 ayları arasında kendilerini açıkça ayrı bir varlık olarak gördüklerini gösterir niteliktedir.

1.d. BİLİŞSEL (ZEKA) GELİŞİMİ

Çocuğun dünya hakkında bilgisi şekillendikçe birbirine bağlı zihinsel gelişim evrelerinden geçtiği savunulur. Yaşamın ilk 18 ayında bebeğin öğrenmesi, algı ve hareketlerini organize etme şeması ya da duyu hareket şeması biçiminde düzenleme ve geliştirmekten ibarettir.

0-1ay arasında doğuştan olan refleks tepkilerini geliştirirler.

1-4. aylar arasında; bebekler hareketleri üzerinde daha istemli bir denetim sağlayabilir ve yaptıkları davranışı yinelemekten hoşlanır, çevredeki ilginç değişiklikleri fark edebilirler.

4-8. aylar arasında; neden ve sonuçları ayırma yeteneği görülmeye başlar. Sabit duran nesneleri tüm duyularıyla inceler, dikkatlice bakıp seslerini dinler, nesneleri birçok kez elleri içinde döndürürler. Sadece zevk almak için birçok karmaşık ve ilginç yolu denerler ve böylece de oyun davranışlarına ilk kez girişirler. yetişkinlerin kol ve bacaklarıyla yaptıkları hareketleri taklit edebilirler.

8-12 ay arasında; en büyük özelliği daha mükemmel şekilde neden ve sonuçların birbirinden ayrılmasıdır. Amaçlarına götürecek yolları deneyerek, değiştirerek uygun olanını bulmaya çalışırlar. Görüş alanından kaybolan oyuncakları ararlar. Daha önce yapmadıkları yetişkin davranışlarını taklit edebilirler.

12-18 aylar arasında; bebek deneme yanılma yoluyla sorunların çözümü için yeni yollar keşfeder ve keşfinin sonuçlarını görmeye çalışır. Yerden aldığı oyuncakları atar, böylece seslerini, kırılganlıklarını fark ederler. Görüş alanından çıkan nesneyi sistematik olarak en son saklanan yerden arama davranışı gösterir. Karmaşık ve bütünüyle yeni devinimleri yineleyebilir ve bunlara oyununda yer verir.

18-24 aylar arasında; bebek artık zihninden sonuca götürecek yollar düşünür, zihinsel sembolleri kullanarak (tabure, sopa gibi) istediği şeye ulaşmaya çalışır. Yine sembol kullanma yeteneğine bağlı olarak , oyunlarında da büyük ölçüde değişiklik görülür. Etkilendiği örnek görüş alanında bulunmasa da onun davranışlarını taklit edebilir.

1.e. DİL GELİŞİM

Konuşmayı öğrenmek uzun ve karmaşık bir olgudur. 0 ile 12-15 ay arası çocuk iletişimini mimiklerle, ağlama biçimleriyle ve anlamsız mırıldanmalarla dile hazırlık şeklinde yapar. İlk sözcükler genellikle birinci yılın sonlarında kullanılmaya başlar. 9-18 aylar arasında iki sözcükle farklı anlamların ifade edildiği cümlelerin kurulduğu dönem başlar. Çocuğun ilk konuşmaları öncelikle günlük yaşamlarında yakından ilgilendikleri ve onlar için işlevi olan objelerle ilgilidir.

Sesli uyarıcıları bol çevrede yetişen bebek, daha fazla seslendirme etkinliğinde bulunmakta ve daha çeşitli sesler çıkarabilmektedir. Genizden konuşanlar incelendiğinde, genellikle sütleri çok yavaş emdikleri, bu nedenlerle annelerin biberon deliğini fazla genişlettiği öğrenilmiştir, ancak bu konuşmaya yardımcı olacak olan normal emmeyi engellediği için önerilmemektedir. Biberon deliği gereğinden fazla küçük olanlarda ise ileri de peltek konuşma olabileceği için bu da önerilmemektedir.

0-6 ay arasında; bir yaşından önce çocuk dili anlamlı şekilde kullanamaz, ancak seslendirme (vocalisation) işlevi vardır. Birinci ay süresince bebekte seslendirmelere pek sık rastlanmaz.

6.ay. Bu aydan itibaren bebeğe bir ses verildiğinde o da bir sesle tepkide bulunur. Kendi çıkardığı sesleri dinlediği gibi başkalarının çıkardığı sesleri de dinlemeye başlar. Bu toplumsallaşmış seslendirmedir.

8 ay. Sesli ifadeleri duygularını açığa vurur.

10 ay. İşittiği sesleri taklit eder gibi görünür, ancak başarılı olamaz.

12 ay. Çocuk ilk anlamlı sözcüğünü genelde bir yaş civarında söyler. Bazı sözcük ve basit emirleri anlar. Yetişkinin çıkardığı sesleri papağan gibi yineler ancak, konuşmasında anlaşılır bir akıcılık yoktur.

18 ay. 18. ay civarında çocukların kelime bilgisi artmaya başlar. Ancak çocuk az sayıda kelime bilgisine sahip olduğu için bildiği kelimelerle genellemeler yapar (çoğu yiyeceğe birden mama demesi gibi). Çocuk iki nesne arasında ayırım yaptıkça yeni sözcüğe gereksinim duyar.
İkinci yaş 2 yaşına gelince iki sözcüklü cümleler kurmaya başlarlar ve çevrelerindeki hemen her şeyi isimlendirirler. Cümle kurarken cümlenin anlamı için önemli olmayan takıları atarlar.

Konuşmayı geciktiren öğeler;

-Duygusal çatışma, sevgi, şefkat eksikliği gibi.
-Münakaşa, dilin sürekli münakaşa etmek için kullanılan ortamda büyüyen çocuklar.
-Aşırı düşkünlük, bu tür çevrede çocuğa konuşmak için yeterince fırsat verilmez.
-İlgisizlik.

1. f. İLETİŞİM BİÇİMLERİ

Sözel tepkiler ile çocuğun konuşmalarına yanıt verilecek böylece kendine olan güveni artacak, atılımda bulunmak için teşvik edilmiş olacaktır. Anne çocuğuna iletmek istediği mesajı kendi ifadesiyle yineleyerek, doğru anlayıp anlamadığını denetlemesi ile çocuk sonraki iletişimlerinde kendini daha açıkça ifade edebilecek ve kendi eylemlerinin başkalarının üzerinde etkili olduğunu görerek kendine olan güveni artacaktır.

Duruma göre tepki türlerinin ayarlanmasında önemli olan yetişkinin duruma göre tepki türlerini ayarlamasıdır. Çocukların kendiliğinden olan iletişimleri: İstek bildiren iletişimler, bilgi aktaran iletişimler ve öğrenmeye ilişkin iletişimler olmak üzere 3'e ayrılır.

Çocuğun isteğinin yerine getirilemeyeceği durumlarda istediği şeyin yerine geçecek başka olumlu bir şey önerilmeli, aynı zamanda basit sözcük ve kavramlar kullanarak, yasaklamanın nedeni açıklanmalıdır.
İki yaşındaki çocukların keşfetme isteklerini kuvvetlendirmek için, denetleyici-kısıtlayıcı konuşmaların elden geldiğince az sayıda olması gerekir. Bunun için de çevredeki tehlikeli ve kolay kırılacak nesnelerin kaldırılarak çocuğun görüş alanının dışında tutulmalarında ve böylece çocuğun kısıtlanmadan rahat hareket edeceği bir alanın sağlanmasında yarar vardır.

Etkin öğretimin temeli olan tepkisel öğretim çocuğun konuşmalarına verilen tepkide bir seri öğretici unsurlarda eklenmesidir. Spontan öğretim ise yetişkinin durup dururken renklere, sayılara ilişkin konuşmaya geçmesidir.

Onaylama çocuğun sürekli atılımlar yapan aktif bir keşfedici olarak kabul edildiğini belirtme açısından önemlidir.

Tüm bu iletişim yolları, çocuğun sadece dil ve zeka açısından gelişimini tamamlamakla kalmaz, çocuğun gelişmekte olan egosunu da güçlendirerek kendine güvenen, atılımlardan çekinmeyen, duygusal yönden sağlıklı ve öğrenmeye karşı güdüsü (motivasyonu) artmış bir birey olarak yetişmesini de sağlar.

Tarih: 14:38, 15/10/2008 Kategori: YAZILAR
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
<- Sonraki Sayfa ->



BLOG DESİNG BY SGM